12.
CİNSEL BASKI
18. yüzyılda bir filozof,
karşıtlarından birine şöyle diyordu: «Düşüncelerine
inanmıyorum, ama onları açıklama özgürlüğüne
kavuşabilmen için ölümüne savaşabilirim.» Bu soylu özdeyiş,
insanlık tarihinde ilk kez ilan edilen evrensel özgürlük, eşitlik ve
kardeşliği, entelektüel ve ahlaksal kölelikten kurtulmak için
mücadele veren aydınlanma çağının ruhunu çok güzel bir
biçimde özetler. Bu ruh, aynı zamanda, Birleşmiş Devletler
Anayasasında, her yurttaşın konuşma, din ve basın
özgürlüğünü güvence altına aldığı zaman,
Amerika'nın kurucularına da kılavuzluk ediyordu.
Bu arada, bu özgürlükler dünyanın birçok
yerinde savunucular buldu. Son iki yüzyıl boyunca, hoşgörü,
bireysellik, kendi kaderini tayin ve kişisel dokunulmazlık idealleri,
çoğu modern ulusların yasalarına girdi. Gerçekte,
yüzyılımız bu idealleri, tüm üyeleriyle destekleme yemini veren
Birleşmiş Milletler'de Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi
olarak görmüştür. Böylece, en azından kuramda, insan
ırkının özgürlüğü hemen hemen tamamlanmış
görünüyor. Yazık ki, hepimizin bildiği gibi, yaşanan gerçekler
çok daha az teşvik edicidir. Resmi olarak, hükümetler pekâlâ
aydınlanma felsefesinin ünlü özdeyişine imza atmış
görünebilirler, ancak yapılan muhalefete gayri-resmi yollardan, her
hükümet kendi bildiğini okumaktadır. İşin doğrusu,
hükümetlerin özgürlükçü sözlerine karşın, bazı modern devletler
en kötü ortaçağ krallığından daha baskıcıdır.
Bütün bunlar kuşkusuz oldukça açıktır, bu nedenle daha derin bir
tartışmaya girmeye gerek yok. Bununla birlikte, çoğu
hoşgörülü Batı ülkelerinde, hoşgörünün insan
yaşamının tüm yanlarına niçin eşit ölçüde
dağıtılmadığı bir türlü anlaşılmıyor.
Çok rastlanan dikkate değer iki davranış türü,
akılsızca tutumları desteklemeye ve sınırlamaları
şiddetlendirmeye devam ediyor: İlaçların kullanımı ve
cinsel etkinlik. Henüz hiçbir resmi ağız, «senin
kullandığın ilaçları beğenmiyorum ama, onları
kullanmanın senin hakkın olduğunu ölümüm pahasına
savunurum», ya da «senin cinsel ilgilerini beğenmiyorum ama, onları
özgürce ortaya koyabilmen için ölümüne savaşırım» diyemiyor.
Üstelik, bu tür açıklamalar çoğu yurttaş tarafından da
skandal ve sorumsuzluk olarak kabul edilecektir.
Gerçekte, yakın zamanlarda ilaçlar ve seks,
önceleri oldukça hoşgörülü, ancak Batı etkisiyle bu olumlu tutumundan
vazgeçmeye başlayan toplumların da korktuğu olgular haline
geldi. Bu yüzden insanın kendi bedenini kontrol etmesinin kendi hakkı
olduğunu belirten Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'nin
kutlanması pek şaşırtıcı gelmiyor. Dokümanlar
yalnızca evlenip bir «aile» kurmanın ve kişinin evleneceği
eşi özgürce seçmenin «hakkı» olduğundan söz ediyor (madde 16.)
Seks eğitiminin, seks uygulamalarının, cinsel etkinlik tipinin
ya da cinsel bir eşin özgürce seçilmesinin, gebelikten korunma ve
düşüğün bir hak olduğundan söz edilmiyor. Bütün bunlar da
yanlış olmaktan öteye gitmez. Ne yazık ki, bugün
Birleşmiş Milletler Genel Assemblesi bile bu hakları ortaya
koymaya cesaret eden herhangi bir resmi bildirgeyi karşı konulamaz
bir biçimde yadsıyacaktır. Birleşmiş Milletlere üye
çoğu devletler, hâlâ sadece evlilikle ve döllenmeye yönelik seksi yasal
sayıyor.
Bununla birlikte, toplumların, seksin tek
kabul edilebilir işlevinin üreme olduğu ve bu nedenle gerçekte
çoğu insanın cinsel davranışlarının anormal ya da
sapkın olarak değerlendirip bunları kesinlikle mahkûm etmelerini
iyi anlamalı. Nitekim, tek başına mastürbasyon, çocuklar
arasında seks oyunları, gençlerin cinsel deneyimleri, evlilik öncesi
ve evlilikte birleşme dışı ilişkiler, eşcinsel
etkinlik, hayvanlarla cinsel temas ve menopozdan sonra seks -bunlar ve cinsel
davranışı başka birçok zararsız biçimlerinin hepsi,
bastırılan doktrinlere karşı pratikler olarak görülüyor. Bu
bastırma, ardından, evrensel bir suçluluk ve heyecan duygusu
yaratır. Üstelik, bastırma hiçbir zaman
tamamlanamadığından, bir cinsel çift standardın
gelişimi ve ikiyüzlülüğün yayılması gerçekte
kaçınılmazdır. Kısacası, dar cinsel dogmatizm her
zaman toplumsal çatışmalara ve birtakım insansal dertlere yol açar.
Kitabımızın önceki bölümlerinde de
gördüğümüz gibi, Batı, Yahudi -Hıristiyan kültürü, seks
sorununda uzun zamandır son derece katı olmakta ve Batıda,
dünyanın öteki bölgelerine göre daha fazla cinsel ikiyüzlülük ve cinsel
dertler görülmektedir.
Dindar atalarımız önem verilmesi zor ve
zehirini bugünkü yaşamımıza akıtan hoşgörüsüz bir
miras bıraktılar bize. Döllemenin faziletini övücü şeyler ortaya
koymadılar, aynı zamanda üremeyle sonuçlanmayan kusurları çok
vahşi ve dehşete düşürücü biçimlerde cezalandırdılar.
Başka toplumlarda cinsel bakımdan uyum göstermeyen insanlara
karşı hoşgörüyle yaklaşılır ve saygılı
davranılırken, eski İsrail'de böyle insanlar taşlanıp
işkence edildiler, sakat bırakıldılar,
yakıldılar, asıldılar ya da Hıristiyan
Avrupasında diri diri gömüldüler.
Örneğin, pagan Yunanistan'ında erkek
eşcinsellere örnek yurttaş gibi saygı gösterilirken, Yahova ve
İsa'ya inananlar için onlar, her zaman dünyanın tortusu olarak
kaldılar. Eski Ahit, erkekler arasındaki seksin ölümle
cezalandırılmasını öngördü ve böylece, babtist Roma
imparatorları, İspanyol engizisyoncuları, İngiliz
Monarşistleri ve Amerikan sömürgecileri bu yolu izlediler. Daha sonra, din
genel etkisini yitirmeye başladığı zaman bu kez, psikiyatristler,
eşcinsellerin hasta olduklarını ve öncelikle tedavi edilmeleri
gerektiğini açıkladılar. Onların isteklerine
karşı sık sık şok ya da iğrenme terapileri,
«psikocerrahi» ve hadımlaştırma uygulandı. Sonunda, Nazi
Almanyasında «halkın sağlıklı
duyarlılığı» üzerinde pembe üçgenler bulunan üniformalar
giydirilen eşcinsellerin toplama kamplarına gönderilmelerine izin
verdi. Orada eşcinsellerin binlercesi öldürüldü, çok azı
kurtulabildi. Bununla birlikte, Nazizmin öteki kurbanları
dışında, onların hiçbir zaman hakları aranmadı.
Tam tersine, ya toplumdışına sürüldüler ya da yine hapishanelere
atıldılar. Gerçekte, günümüzde eşcinsel davranış,
ABD'nin çoğu eyaletinde ağır bir suç gibi değerlendirilir
ve eşcinseller de uzun bir süre hapishanelere atılır ya da
«cinsel psikopat» olarak akıl hastanelerine yerleştirilmeleri uygun
görülür. Eşcinseller herhangi bir suçtan hüküm giymese bile bir yerden
başka bir yere göçemez, oranın yurttaşı olamaz, ya da
Silahlı Kuwetlerde görev alamazlar. Bundan başka, eşcinsel
sivil hakların yasalaşmasını hezimete uğratmak için
etkin olarak çalışan ve herhangi bir reforma karşı gelen
Hıristiyan kiliseleri de vardır.
Bu barbarlıkların her zaman olduğunu
ve şimdi de «terbiyeli» insanlarca en yumuşak motiflerle iyi bir
bilinçle işlendiğini söylemeye gerek yok.
CİNSEL BASKI SİMGELERİ
Cinsel baskı,
çoğunlukla insanlar üzerinde dış bir sınırlama empoze
etmesine karşın, sık sık iç korkular ve yasaklar da üretir.
Böylece, erkek ve kadınların kendi kendilerinin baskıcıları
olmaları bütünüyle olasıdır.
(BENZERİ YOKTUR)
15. yüzyılın bir
elyazmasında, dişi bekâret kemerini gösteren bir şekil. Bu tür
kemerler, cinsel perhiz sırasında kadını zinadan korumak
amacıyla koca tarafından takılır, anahtarı da kocada
bulunurdu. Bu âdet aynı zamanda karıların, kocalarının
özel malı ve onları kilit ve anahtar altında bulundurmanın,
kocalann hakkı olduğunu gösteriyor.
19. yüzyılda bir erkek
bekâret kemeri. Bu tür kemerler ve benzer tertibatlar, genç erkeklere
ana-babaları tarafından onların mastürbasyon
yapmalarını engellemek amacıyla takılırdı.
Aynı zamanda bazı sıkıntılı yetişkin
erkeklerde bu kemeri giyerdi, çünkü psikiyatristler, mastürbasyonun insanı
cinnete götüreceğini anlatırdı. Bu ve başka saçma
psikiyatrik doktrinler cinsel baskıyı haklı göstermek için uzun
zaman kullanıldı.
M. McCormick.
Erkek Bekâret Kemeri 10 Ağustos 1897'de patenti
alındı.
No. 587994

Cinsel baskının bahaneler! hiçbir zaman
eksik olmamıştır. Bunlar en basit dinsel dogmalardan bilgiç
geçinen yalancı bilimsel kuramlara değin sıralanabilir, ancak
onların özel biçimlerine dikkat edilmemesi koşuluyla. Onların
hepsi bir temel özelliği paylaşır: Mantıksal platformda
açık değillerdir. Anlamı olmasa ya da birçok kez çürütülse bile,
her şeye karşın, bir kez daha tekrarlanırlar. Aslında,
onların gerçek işlevi taraftarlarının vicdanını
rahatlatacak kuşku uyandırıcı şeyler konusunda ikna
etmek değildir. Kaldı ki, bu görevi her zaman dikkate değer bir
biçimde yerine getirirler. Kutsal Kitaptan yapılan aktarmalar bir yana,
örneğimize dayanan bir kişi, şimdi profesyonel «uzmamlar»dan
nedense eşcinsellerin «türlerin kalımı»nı tehdit
ettiğini ya da «evlilik ve aile kurumlarının kuyusunu
kazdığı»nı işitebilir. Bu iddiaların açıkça
anlamsız olduğu olgusu bile, onları kendi haklarında ileri
sürülenlerden zerre kadar önlemez. Çoğu kez eşcinselliğe
karşı hoşgörü-lükleriyle bilinen Afrika ve Asya'nın
Müslüman ve Budist toplumlarının, aynı zamanda yüksek doğum
oranları, kalıcı evlilikler ve güçlü ailelere sahip
oldukları belirtilmektedir. Şimdi herkes dünyanın
aşırı nüfuslanma tehdidi altında bulunduğunu biliyor.
Açıktır ki, kendisinin çalışması için, herhangi bir
ilgisi olmayan eşcinsellik üzerine empoze edilenlerden evlilik kurumunun
kazanacağı bir şey yoktur. Öte yandan, eşcinsellerin niçin
akrabalarıyla yakın bağlar kurmaması ve aile
yaşamına değerli yardımlar yapmaması gerektiği
üzerine getirilenler hiçbir zaman geçerli temellere dayanmaz. Bununla birlikte,
bunların hiçbir hoşgörüsüzlükte herhangi bir
değişikliğe yol açmıyor. Onların inançları akla
dayanmadığından, onlar bu mantıksızlıkla
sarsılamazlar. Kısacası, iş bu tür cinsel baskıya
geldiği zaman biz ölçülü ve iyi düşünülmüş yargılara
değil, sadece önyargılara değiniyoruz.
Eşcinsellere yapılan baskı belki de
en çarpıcı ve öğretici örnektir, ancak bu, birçok
baskılardan yalnızca biridir kuşkusuz. Cinsel
ahlaklılığının «üretim eğitimi» her zaman
başka birçok baskıya uğramış azınlıklar
ortaya çıkarmıştır. Özel cinsel ilgileri olan kişiler,
adet haline getirenler, düşkünler, özürlü ve yetersiz olanlar, yaşlılar,
çocuklar ve gençler, hatta birleşme dışı cinsel ilişki
kuran ya da gebelikten korunma yöntemlerine başvuran evli çiftler,
farklı zamanlarda ve farklı ölçülerde bu baskının
kurbanı olmaktadırlar. Dahası, dişi cinse karşı
bir bütün olarak binlerce yıldır uygulanan bir çift standart
farklılaşmaya yol açmaktadır. Bu nedenle, bütün bu
saydıklarımızı birlikte ele alırsak, toplumumuzda
cinsel bakımdan baskı altına alınan grupların,
nüfusumuzun ezici bir çoğunluğunu oluşturduğunu görürüz.
Bu bakış bize sadece önemli bir tablo
vermelidir. Gerçekte, bu tablo, bazı temel ve çok karmaşık
sorular ortaya çıkarır. Örneğin, bir toplum kendisini
oluşturan bireylerin çoğu tarafından ihlâl edildiğinden
emin olduğu cinsel standartları ilk önce niçin yaratır ve sonra
da onu korur? Başka bir deyişle, niçin bir nüfusun
çoğunluğu bizzat kendine baskı yapmayı seçer? Somut bir
dille söylersek, uymak zorunda kaldıkları halde herkesin önünde bir
engel olarak görülen seks yasalarına Amerikan halkı niçin
bağlanır?
Niçin bir ulus kendini seks suçlularından
oluşan bir ulus olarak tanımlamak ister? Niçin bu umutsuz suçluluk
duygusuna kapılmak zorundayız? Cezalandırılan bu genel
itinin ardında yatan nedir?
Bu ve benzeri sorular sorulduğu zaman, bilinen
«uzmanlar» hazır, yanıtları yerine kondurmak için beklerler
kuşkusuz. Dinsel dogmalar basit olarak «esas günah» ya da «Ademin
günahı» üzerine konuşurlar ve bu tamamen bir inanç sorunu
olduğundan, bu görüş üzerine tartışılacak bir nokta da
kalmaz. Bununla birlikte, aynı bakış, yerleşik fikirlerden
sapan, yıkıcı ya da saldırgan «insan doğası»ndan
söz eden insanlar tarafından da dünyevi bir kılıf içinde ifade
edilir bazen. Bu nedenle, Amerika'da cinsel baskı ve kendi kendine
baskı, insanın belki kaçınılması zor esef verici
evrensel eğilimlerinin tezahüründen başka bir şey
olmayacaktır. Bu hipotez, birçok başka toplumların niçin böyle
hoşgörülü olduklarını henüz açıklaya-maz. Ancak bu noktada,
cinsel sorunlarımızın hepsinin politik ve ekonomik kötülüklerden
geldiğine dikkat çeken bir üçüncü açıklama sunulur çoğu kez.
Kapitalizm, sürüp giden kanıtlarıyla, bir kuraklığın
toz yaratması gibi cinsel baskı yaratır; ortadan
kaldırılır. Kapitalizm ve siz de böylece cinsel baskılardan
kurtulmuş olursunuz. Ne yazık ki, bu saf varsayım komünist
ülkeler olarak bilinen Arnavutluk, Sovyetler Birliği ve Çin Halk
Cumhuriyetinde, devamedegelen, hatta artış gösteren cinsel
hoşgörüsüzlükle çürütülür. Kısacası, yönetimlerin sadece üreme
anlamında denetim yapması olgusu, cinsel özgürlüğü sağlamak
için bir güvence vermez. «Çalışan sınıfın» toplumsal
özgürlüğü ve onun cinsel baskıları pekâlâ el ele yürüyebilir.
Son örnek bir kez daha göstermektedir ki, cinsel
hoşgörüsüzlüğün tanrısal açıklamalar üzerine
temellendirilmesi gerekmez. Cinsel baskıların bir nedeni olarak dinsel
inancı göstererek bu yüzden hiçbir şey açıklanmış
olmaz. Bununla birlikte, bazı dinlerin sekse karşı
yaklaşımının niçin olumsuz, bazı dinlerin de böyle
olmadığının açıklanması gerekir. Aslında,
Kutsal Kitap bir hoşgörülü tutumu destekleyecek kadar materyal içerir ve
zaten birçok liberal Yahudi ve Hıristiyan bu materyalleri dinsel
inançlarının güçlülüğünü göstermek için sık sık
aktarırlar. Her şeye karşın, genellikle, olumsuz olanlar
bastırıcı rollerini sürdürürken, cinsel bakımdan olumlu
dinsel ifadelere pek önem verilmez. Aynı nedenle, Musa'nın dinsel
yemek kurallarına şimdi modası geçmiş diye pek dönüp
bakılmaz ve cinsel yasalarına karşı da aynı tutum
takınılır. Ancak belli başka şeyler, arkaik
olmalarına karşın şiddetli bir biçimde savunulur. Bu seçmeciliğin
nereden geldiği, daha derin nedenlerinin ne olduğu her zamanki gibi
gizemli kalır.
Koşullara göre, bu alanda daha kapsamlı
araştırmalar beklerken, yine de küçük bir seçme yapmış
görünüyoruz. Bununla birlikte, arada, cinsel baskıdan hoşlanmamak ve
ona karşı döğüşmek için gerçekten onun nedenlerini
anlamamız gerekmez. Onun öldürücü sonuçları çok uzun zamandır
açıktır. Gerçekte, o aydınlanmış insanı her zaman
daha büyük cinsel hoşgörüde bulunmaya telkin etmek için girişilen
herhangi bir radikal yaratılıştan çok bu sonuçların
düşüncesidir. Bu bölümün başlangıcında biz, 18.
yüzyılın bir düşüncesini aktarmış ve Amerikanın
kurucu önderlerini zikretmiştik. Onlar, topluca bizim özgürleşimimiz
anlamında hâlâ büyüyüp serpilen liberal geleneğini temsil ediyorlar.
Birleşik Devletler Anayasası'nı
hazırlayanlar, din tehlikesini ve politik zorbalığı elbette
biliyorlardı ve bu yüzden muhalif ve uyum göstermeyenlerin
haklarını korumaya özen gösterdiler. O zamandan beri, bu haklar
Anayasa Mahkemesi'nin sayısız kararlarıyla daha kapsamlı
bir biçimde genişleyerek güçlendirildi. Gerçekte, son birkaç on yılda
muhaliflik ve uyumsuzluğun korunması giderek kendisini cinsel dünyada
da göstermeye başladı. Böylece, şimdi Amerikalılar
evlilikle kazanılan özelliğe (Connecticut, 1965), gebelikten
korunmaya (Baird, 1972) ve düşük (Wade, 1973) yapmaya anayasal bir hak
olarak sahip bulunuyorlar. Onlar, aynı zamanda kendi evlerinde cinsel
bakımdan açık saçık materyaller bulundurabilir ve onları
istedikleri kadar kullanabilir, sevebilirler. (Georgia 1969). Bu haklar hâlâ
sınırlı olmakla birlikte, kazanılabilecek yeni
hakların üzerine inşa edilebileceği bir temel görevini de yerine
getirmiş oluyorlar. Aslında bir yandan da daha büyük cinsel özgürlük
talebi giderek kendisini daha çok gösteriyor ve bu arada gelişiyor da.
Anayasa Mahkemesi, Kongre ve çeşitli eyaletler meclisleri daha ileri
programların uygulanmasından kaçınsalar bile,
varlıklarına borçlu oldukları ilkeleri korumak istiyorlarsa,
sonunda bunları vermeleri gerekecek. Demokratik yönetim özerk
yurttaşlar istiyor, eğer bu tür yurttaşların kendi
görüşünü belirtmelerinin onların hakkı olduğunu inkâr etmek
saçmalıksa, kendi bedenleri üzerindeki hakkını inkâr etmek de
aynı ölçüde saçmalık olacaktır.
Son birkaç yıl içinde, küçük de olsa bazı
cinsel gruplar, çoğunluğun önyargılarını sarsmak
amacıyla meydan okuyucu nitelikte kendi «insan hakları
bildirgelerini» formüle ettiler. Bu belgelerde birçok ayrıntılı
talep yer alıyordu. Aynı zamanda, onlar böyle yaparak toplumumuzdaki
cinsel baskının büyüklüğünü de gösterdiler. Sonuç olarak,
oldukça uygun biçimde, profesyonel bir yolda cinsel sorunlarına
değinenler, sorunlarını daha genel ifadelerle özetlemeye yükümlü
hissettiler. Böylece, seksolog Lester A. Kir-kendall'in öncülüğünde,
birtakım önde gelen seks araştırmacıları, şimdi
yeni bir Cinsel Haklar ve Sorumluluklar Bildirgesi imzaladılar
(Hümanist'in 1976 Ocak-Şubat sayısında yer aldı.) Bu
bildirge, bizim «üremeci eğilimlerimizi» sarsıcı bir
çağrı oluşturuyor ve başkalarına zarar vermediği
ya da onların haklarına karışmadığı sürece
cinsel ifadelerini serbestçe göstermenin insanların hakkı olduğu
belirtiliyordu. Kısacası, bizim söz, din ve basına
tanıdığımız özgürlüğün, seks alanına da
tanınması talep ediliyor.
Cinsel liberalleşmeye karşı büyük bir
direniş var, kuşkusuz. Otoriter politikacılar, katı
yargıçlar, Ortodoks psikiyatristler, muhafazakâr sivil gruplar ve püriten
kiliseler, cinsel normlarımızda herhangi bir gevşemenin
toplumumuzu ahlaksal çürümeye ve nihai olarak yıkıma
götüreceğini ileri sürüyorlar. Bu savı desteklemek için de
çoğunlukla Roma İmparatorluğu'nun ve bazı başka
ulusların gerileyip çöküşünü örnek gösteriyorlar. Bununla birlikte,
uzman tarihçiler prova edilemeyeceğinden dolayı bu tartışma
türünü ciddiye almıyorlar. Üstelik, o Roma İmparatorluğu'nun
başlarından sonlarına cinsel davranıştaki herhangi bir
değişikliği gösterecek hiçbir istatistiksel veri de yok.
Bildiğimiz önemsiz şeyler de Neron (İs. I) ile Constantie'in
(İ.S. 4) imparatorluğu arasında herhangi bir anlamlı
değişimi pek göstermiyor. Ne de olsa Roma, (İ.S. 5.)
yüzyılda, Romulus Augustulus'un Hıristiyanlığı ve onun
çileci cinsel doktrinlerini kabul etmesinden sonra düştü. Öte yandan,
fetihçi putperest barbarlar, cinsel bakımdan çok daha az
yasaklayıcıydılar.
Açıktır ki, klasik Yunanistan, Rönesans
İtalyası ve Elizabeth İngilteresi, daha az görkemli
uygarlıklarla
karşılaştırıldığında, oldukça «serbest
bırakıcı» sayılırdı. Bu nedenle, cinsel
baskının herhangi bir kimseye her zaman yararlı olduğu
oldukça kuşkuludur. Gerçekte, çok sıkı Stalin Rusyası ve
Nazi Almanyası gibi suçlayıcı ve kısır kültürlerin
alâmeti farikası olmaktadır cinsel baskı. Gücünü kişisel
özgürlük ideallerine veren ülkeler, bu tutumlarının ilerleyebilmesi
için uygun bir yol bulmakta zorluk çekmeyeceklerdir. Er ya da geç cinsel
dünyaya yayılmadıkça bu özgürlüğün
anlamsızlığını göreceklerdir. Aşağıdaki
sayfalarda, toplumumuzda görülen değişik cinsel baskı
altında kalmış grupların sorunları işlenecektir.
Kişi, kuşkusuz, haklı bir nedenle, cinsel baskı
altında kalmış gruplar arasında kadınların da bir
grup olarak yer almasını ister. Oysa, kadınlar insan
ırkının yarısından biraz daha fazladır ve
onların baskıları daha ayrıntılı bir çözümleme
gerektirdiğinden, sorunlarını da bu kitabın daha
geniş, özel bir bölümünde tartışacağız.
(Kadının ve Erkeğin Cinsel Rolü). Aynı zamanda, özürlü
kalmış gençler, özel ilgilerinden dolayı mahkûm olanlar ya da
bir akıl hastanesine yatırılan yaşlılar gibi birden
fazla gruba giren birçok insanın bulunduğuna dikkat edilmelidir. Bu durumlarda,
cinsel baskının hepsinden daha şiddetli olduğunu söylemek
bile gereksiz.
ÇOCUKLUKTA VE YETİŞME
ÇAĞIMDA
Çocuklar, doğuştan cinsel özelliklere
sahiptir. Her iki cinsten bebekler, belli temel cinsel tepkiler gösterebilir ve
birazcık cinsel haz duyabilirler. Başlangıçta, onların
cinselliği oldukça yayılmış olmakla birlikte,
yaşları ilerledikçe cinsellikleri de daha belirli bir yerde
toplanır. Çocuklar, ilk yaşlarda mastürbasyon yapmaya başlar ve
çeşitli eşlerle cinsel temas kurmaktan hoşlanmayı öğrenirler.
Çocukluk cinsel duygularının yasaklandığı durumlarda,
ergenliğe değin devam ederse bu uygulama cinsel ilgilerin
çarpıcı ve oldukça ani güçlenmesini beraberinde getirir. Gençler,
cinsel bakımdan cevap vermeye hazır ve heveslidir. Öte yandan, bizim kültürümüzde
bu heveslilik oğlanlarda kızlardan daha önce ve daha belirgin bir
biçimde olabilir. (Aynı zamanda «Cinsel Davranışların
Gelişimi»ne bakınız.)
Bununla birlikte, Batı kültürü, genç insanlara
cinsel doyum hakkını kullanmada rahat vermez. Son birkaç
yüzyıldır, ilk çocukluk ve gençlik, ya «doğal olmayan» ya da
tehlikeli varsayılan cinsel etkinlikten yaşamın önlem
alınan özel dönemleri olarak değerlendirilmektedir. Böylece, Avrupa
ve Amerika'da çoğu erkek ve dişi evlenene değin, yani çoğu
durumlarda pekâlâ 20 yaşın üzerine değin, cinsel bakımdan
engellenmiş olarak kalıyorlar. Hatta daha da kötüsü, sistematik
olarak kendi bedenlerinden uzaklaştırılıyor ve duygusal
gelişimini engellemek için katı püritan tutumlar
aşılanıyorlar. Sonuç olarak çoğu duyarsız,
hoşgörüsüz ve cinsel konularda uyumcu oluyorlar. Erotik potansiyelleri
gelişmemiş ve belirmemiş, saflığa
ulaşmamış bir durumda kalıyorlar. Bu olumsuz
koşullanma daha bebeklikte, anneler onları biberonla büyüterek
bebekleriyle çok yakın iletişimini reddettiği zaman ya da
onları kendi sütüyle beslerken, tüm şehvani duyumlarını
bastırdığı zaman başlıyor. Yoksun bırakma,
bebeklerin tam deriyle temas kurmaktan ve arasıra çıplak bırakılmaktan
hoşlanması yerine, onların çocuk bezi, giysiler ve
battaniyelerle sarılması, sürecinde de devam ediyor. Sonuç olarak,
tahribat esnek olmayan günlük işlerle, zorla tuvalete oturtma, cinsel
bilgiden uzak tutma, mastürbasyon yapmasını cezalandırma ve
başka çocuklarla seks oyunları oynayarak çocuğun
keşiflerini önlemeyle birleştiriliyor. Bu ve benzeri dolaylı ya
da dolaysız baskıları sık sık tüm cinsel ilgilerin
sınırlanıp engellenmesi ve çocukların kafalarından
çıkarılması çabaları izliyor. Bu ilkin önemli bir bellek
yitimine götürüyor ve «kuweden eylem haline dönüşmeyen» uzun bir döneme
yol açıyor (Psikoanalistler bu gelişmeleri «Odipal
çatışmaya» atfediyorlar.) Ergenlik sonrasında beklenilmeyen ve
hoş olmayan bir muhakeme, deneme zamanına ulaşıyor.
Kızlarda ani âdet kesilmeleri, oğlanlarda daha sık ereksiyonlar
ve ilk boşalmalar, bir hastalık belirtisi olarak yanlış
anlaşılabilir. Böylece cinsel bilgi eksikliği heyecan ve
karmaşıklığa neden olabilir. Uygun bilgilerin
verildiği durumlarda bile, kişinin bir sorunu kalır: Gençlerin
büyük ölçüde artan cinsel kapasitesi pratikte gösterilemez. Çağdaş
gençlere «yaşamın gerçeklerinden» bazıları pekâlâ
anlatılabilir, ancak bu gençler sorunun dışında düzenli
cinsel ilişki konusunda da bilgilendirilmelidir. İşte bu yüzden,
yani düzenli cinsel ilişkiler konusunda bilgi verilmediğinden, gençler
kendilerini mastürbasyon yapmak ve çeşitli sevişme biçimlerini
uygulamada sınırlı bulurlar ve bu davranışlar arzu
edilmez şeyler olarak görülür ve gerçekte günah, sağlıksız
ve olgun olmayan şeyler olarak gösterilebilir.
Toplumumuzda ahlaksal ve duygusal hava
açısından bunların hepsi son derece ciddi sonuçlardır.
Aslında, nüfusun aşağı yukarı %40'ı
(evlenmemişler dışında) cinsel bakımdan olgundur.
Bizim resmi ahlakçılığımız cinsel gereksinimlere
müsamaha vermediğinden, içimizde büyük bir kızgınlık,
düşmanlık ve gerçekte şiddet yaratır. Birçok genç insan
açıkça isyan eder ya da kurulu düzeni çiğner. Bu
ahlakçılığa uyum gösterenler, yaşamları süresince
duygusal bakımdan pek çok sakatlıklara uğrar. Böyleleri
evlenmeden önce mutlu olamazlar, evlendiklerinde de hoşnut kalmazlar.
Bunun nedeni; onların erotik bakımdan yetersiz oldukları
biçiminde açıklanır. Çocuklarımız ve gençlerimiz, basit
olarak nasıl aşık olacağını, nasıl nazik ve seven
biri olacağını, nasıl bedensel haz duyum vereceğini,
cinsel ilişkileri karşılıklı ödüllendirmeyi nasıl
sağlayıp bunun için çabalıyacağını hiçbir zaman
öğrenemez. Tersine, nedense tutkulu, duyarlı ve doyuma
ulaşmış karı-kocalar haline dönüştüren sihirli evlilik
törenlerine varıncaya değin, katı bir cinsel utanma ve suçluluk
perhiziyle yetiştirilirler. Bununla birlikte, gerçek yaşamda bu tür
mucizeler pek seyrek görülür. Gençler için cinsel kurallarımız bu
nedenle yalnızca saçma değil, insancıl olmadığı
gibi yıkıcıdır da.
Birçok Batılı olmayan kültür, bu tür
cinsel baskının gerekli olmadığını
göstermiştir. Örneğin, bazı Amerikan yerlileri ve Polinezya
toplumları, çocukların ilk cinsel deneyimlerine izin vermiş,
hatta onları bu konuda özendirmiştir. Orta Hindistan'da Murialar, her
iki cinsiyetten çocukların gecelerini birlikte geçirdikleri «Ghotul»
adı verilen binalar yapmışlardır. (Benzer âdetler Afrika'da
Masailer ve Trobriandlılar arasında da görülmüştür.)
Çoğunlukla 6-7 yaşlarından sonra oğlan ve kızlar
anababalarının girmediği «ghotul»larda uyumaya başlarlar.
Ghotullar içinde yönetim, pratik olarak çocuklar taraf ından
sağlanır. Yoksa daha büyük çocuklar, daha küçük olanları cinsel
bakımdan etkin olmaya özendirirler ve onlara tüm cinsel teknikleri
öğretirlerdi. Düzenli ve sık sık cinsel ilişkiden
çocukluğun ayrılmaz bir parçası olarak hoşlanılır
ve yaşamın en büyük alımlılıklarından biri
ghotullarda oluşturulurdu. Murialı çocukların da birbirlerine
saygılı, iyi davranışlı, arkadaş canlısı,
nazik, kendine güvenen ve birbirleriyle işbirliği
anlayışı içinde yetişmeleri pek
şaşırtıcı gelmez. Onlar, yetişkinler olarak da
mutlu ve uzun süreli evliliklerle ev yaşamlarını sürdürürdü.
Ancak yönetimin getirdiği okullarda zorunlu eğitimin
başlamasıyla bu örnek de karışıklık içine girdi.
«Yeni» Muhali çocuklar dünyanın geri
kalmış yerlerindeki akranları gibi kaygılı ve
baskı altında görünüyorlar. Gerçekte, açık görülebilen
ilerlemelerle birlikte, dünyanın Batılılaşması eskinin
doyuma ulaşmış insanlarına aynı zamanda cinsel dertler
de getirdi. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Üçüncü Dünya'nın birçok
ülkesi, eski Hıristiyan sömürgecilerden daha püriten bir anlayış
ve uygulama içindedir. Nitekim, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi,
cinsel haklar üzerine herhangi bir şey getirmiyor. Bu hakların
hiçbiri Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesinde de
belirtilmiyor. (1959'da kabul edilmişti.) Bildirgenin on ilkesi, bir
kişiye, bir ulusa, gıda, ev, tıbbi bakım ve zorunlu
eğitim hakkından söz ederken, cinsel eğitim, cinsel etkinlik ve
cinsel basmakalıpçılıktan kurtulma hakkı üzerine sessiz
kalıyor. Belgeler yalnızca çocuğun sevgi... anlayışa
ihtiyaç duyduğunu ve onun her nerede olursa olsun, anababaları
tarafından, olası bakım gösterilerek yetiştirilmesi
gerektiğini (madde 6) ifade ediyor. Ne yazık ki, günümüz
koşullarına göre, yakın bir zamanda bu kararın
düzeltileceği konusundaki umut çok az.
Her şeye karşın, yine de kişi
özgürlükleri idealini kabul eden Batı ülkelerinde biz bu özgürlüğün
çoğunun çocuklara değin genişletilmesi üzerine artan bir
isteklilik bulabiliriz. Nitekim, yakın zamanlarda çeşitli Avrupa ve
Amerika ülkelerinde yazarlar daha olumlu bir cinsel eğitim ve gerçekte
çocuklar için cinsel haklarını da içeren yeni bir «insan hakları
bildirgesi» talep etmektedirler. Ayrıntılarda farklı olmakla
birlikte, bu öneriler, şu temel noktaları paylaşıyor:
Çocukların yetişkinler gibi cinsel bilgi ve cinsel etkinlik üzerine
aynı haklara sahip olmaları gerekir ve onlar cinsel rolleri için
klişeleşmiş bir tipe zorlanmamalıdır. Bu, çocuklara
yalnızca gebelikten korunma, düşük ve zührevi hastalıkların
anlatılması gerektiği anlamına gelmiyor, aynı zamanda
onlara tüm yetişkin kulüplerine, pornografiyi de içeren gösterilere
girmesine, kitap, dergi vb. şeyleri almalarına da izin verilmesi
gerektiğine değinmiyor. Daha derin olarak, herkese olduğu gibi,
edebe uygun şeyleri gözlemledikleri sürece, (yetişkinleri de içeren)
onların cinsel eşlerini özgürce seçebilmeleri anlamına geliyor.
Sübyancılık ve ensest, bu nedenle çocukların isteği
dışında olmadığı sürece artık suç olarak
değerlendirilmeyecektir. (Cinsel askıntıları reddetmenin
çocukların yeteneği içinde olduğu ve bunun onun hakkı
olarak güçlendirilmesinden söz etmek bile gereksiz.)
Sonuç olarak, çocuklar arasındaki tüm cinsel
ayrımlara bir son verilmesi gerekecektir. Oğlanlar ve kızlar,
tüm oyuncaklarda, oyunlar, spor okulları, eğitim programları ve
tüm uğraşlarda eşit haklara sahip olacaktır.
Günümüzde, ahlaksal bakımdan serbest fikirli
birçok anababa bile bu önerileri çok aşırı bulacaklardır,
bundan hiç kimse kuşku duymasın. Hâlâ çoğu çocukların
cinsel özgürlüğü kötüye kullanmasından ya da onların
vicdansız büyükleri tarafından kötüye
kullanılacağından korkuluyor. Bu korku basit olarak defedilemez,
çünkü toplumumuzda birçok yetişkin bile istismar ediliyor, üstelik sınırlı
güç ve deneyimleriyle çocuklar böyle bir duruma daha açık bir mevzii
oluşturuyorlar. Bununla birlikte, çocukların herhangi bir biçimde
istismar edilmediği ya da başka herhangi bir zarara
uğramadığı yerlerde bile çocuklarda cinsel etkinliği
mahkûm etmek makul oluyorsa, belki kendi kendimize sormamız gerekir. Bu,
aynı zamanda çocuklarla yetişkinler arasındaki cinsel
teması da ilgilendirir. Bu tür temasların hepsi elbette zararlı
değildir ve hepsini aynı kefeye koyup cezalandırmak
akılsızca görünüyor.
Öte yandan, gençlerin cinsel özgürlüğü sorunu
daha az tartışma yaratabilir. En azından ergenlik
çağından itibaren, oğlanlar ve kızların cinsel anatomi
ve fizyolojisi, üreme, gebelikten korunma, düşük ve zührevi
hastalıklar konusunda kesin bilgi sahibi olması kabul ediliyor.
Aynı zamanda, yaşına bakılmaksızın cinsel
bakımdan olgun tüm kişiler için geçerli olan zührevi
hastalıkların tedavisi, düşükler, gebelik önleyiciler için salt
bu türden teorik bir bilginin yeterli olmayacağı da apaçık
ortadadır. (Onlu yaşlarda olanların gebelikten korunma ve
düşüğü reddetmelerinin onların hakkı olması gerekir,
kuşkusuz.) Gebe kalan kızlarla gebeliğe neden olan
oğlanların kendi bedenleri üzerinde nihai kontrolü
gerçekleştirmelerinin sağlanmış olması yerinde bir
durum olur. Her durumda, onların cinsel kararları, anaba-balarının
ellerine bırakılamaz. Üreme yapabilecek kadar yeterli yaşta olan
gençler, isterlerse, istedikleri zaman cinsel etkinliklerinin nasıl
olması gerektiğine de karar verecek yaştadır. Bu kararları
sorumluluk duyarak alabilmelerini sağlayacak biçimde gençleri eğitmek
de toplumun görevidir.
Bu ilkeler kabul edilirse -bu doğrultuda
belirli bir eğilim vardır- tüm okullarda seks eğitiminin zorunlu
olmasının ve güvenli gebelik önleyicilerin her yerde parayla
çalışan makinelerden sağlanmasının önünde
yalnızca bir zaman sorunu var. Dahası, gençlerin tıbbi
özellikleri korunmuş olur ve anababaları, kızlarının
düşüklerine karşı çıkamaz. Onların ne denli genç
olabilecekleri önemli değildir. Özel ve tarafların isteği
çerçevesinde olan cinsel hareketlere karşı uygulanan tüm cezai
yasalar, reşit olmayan bir kızla cinsel ilişki kurmak gibi dile
düşmüş olanlar da dahil olmak üzere, ortadan
kaldırılır. Genç erkekler ve kızlar, herhangi bir
yaşta ve herhangi bir cinsiyette, cinsel eşini seçmekte özgür olur.
Onlar artık sadece cinsel huyları nedeniyle kabahatli
gösterilemezler.
Doğal olarak burada belirttiğimiz cinsel
özgürlüklerin gerçekleşmesi için önümüzde hâlâ uzun bir yol
bulunduğunu görmemiz gerekir. İşin gerçeği, toplumumuzdaki
yetişkinlerin çoğu muhtemelen durumu korumaya çalışacak ve
herhangi bir ilerlemeye karşı direnme gösterecektir. Onların
ilgileri doğrudur, gerçektir ve birçoğu kızları ve
oğlanları için yüreğinde en iyi duygular beslemektedir. Bu yüzden
onların muhafazakârlıklarına uygun bir duyarlık verilirse,
bu konumları çocuklarına gerçekten yardım edici bir duruma
dönüşebilir. Cinsel özgürlük, duygusal ihmali suistimale
dönüştürülebilir. Çocukların ne yaptığına bakmayan
anababalar, çocuklarına da basitçe dikkat etmezler. Cinsel özgürlük,
anarşi ve ilkelere dikkatsizliği değil, cinsel sorumluluğu
kasteder. Oğlanlar ve kızlar yetişirlerken sağlam rehberlik
ister, gerçekten buna ihtiyaç duyarlar. Aslında, kendi merkezli bir
bebekten modern vatandaşa, bir insanın gelişimi
kısaltılmış biçimde, tüm insan ırkının uzun
ve çetin uygarlaşma sürecini yineler. Bu süreç otomatik değildir.
Ken-diliğidenlik artık tek başına yeterli değildir.
Bazı yasaklamalar, zorlamalar, yoksun bırakılmalar her zaman
gerekli olur.
Bunlar herkesçe bilinen gerçekler olabilir, ancak
bazen aşırı şevkli liberaller tarafından unutulur.
Henüz, genç insanlarımızı kendi başlarına
bırakırsak, aslında onlara bir iyilik yapmış
olmayız. Yalnızca bu temel gerçek bile anlaşılabilse,
onlara cinsel özgürlük vermeye başlayabiliriz. Bununla birlikte, öte
yandan, bu özgürlüğü onlara tanımamak hakkına sahip
değiliz, günümüz cinsel standartlarının baskıcı
olduğunu bilen insanlar olarak çocuklarımızı ve
gençlerimizi reformlarla zaten uzun zamandır aşınan bir
ahlakı körü körüne kabul etmeye zorlamak bir suç olacaktır.
YAŞLILIK
Daha önceki bölümde de gördüğümüz gibi, erkek
olsun kadın olsun, her iki cinsiyet de gerçekte yaşamlarını
sürdürdükleri sürece çok ileri yaşlara değin cinsel bakımdan
etkin kalabilirler. Kuşkusuz, ciddi hastalıklar ve yaralar cinsel
işlevi bozabilir, hatta sekse duyulan tüm cinsel ilgileri öldürebilir,
ancak bu, herhangi bir yaştaki insanlar için
de geçerlidir. Daha yaşlı insanlarda cinsel etkinliğin her
nasılsa daha az gayretli olduğu olgusu, onların bir şeyden
hoşlanamayacakları anlamına gelmez. Normal koşullar
altında, bir kişinin cinsel yaşamı yalnızca ölümle
sona erer. (Ayrıntılar için «Erkeğin Cinsel Tepkileri ve
Kadının Cinsel Tepkilerine» bakınız).
Bununla birlikte, Batı dünyasında
yaşlı, hatta orta yaşlı insanların sık sık
cinsel etkinlik açısından cesaretleri kırılır. Onlar
yaşlı insanlarda seksin anormal, edebe aykırı ve nefret
verici olduğu biçiminde bir genel önyargıyla, cinsel ilgilerinden
dolayı azarlanır ve alay konusu olurlar. Dul erkek ya da bayanlar,
yeniden evlenmek istedikleri zaman kendi yetişkin çocukları
tarafından azarlanır, huzurevleri ya da bakımevlerinde cinsel
bakımdan ayrım yapılır, herhangi bir özel durumu personel
tarafından inkâr edilir, yaşlı hastalara, doktor ya da
hemşireler tarafından artık cinsel doyumda gerilemeyi kabul
etmesi ve bunun böyle olacağını beklemesi anlatılır.
Yaşlı homoseksüeller bar ya da herkese açık banyolara 'homo'
oldukları gerekçesiyle sokulmazlar. Yaygın önyargı özellikle
büyük ölçüde farklı yaşlardaki eşler arasında görülen
cinsel ilişkiye karşı daha güçlüdür.
Çok daha genç bir kocası ya da
aşığı olan kadına çoğu kez kötü gözle
bakılır ve kendinden çok daha genç bir karısı ya da
kız arkadaşı olan adam «pis» olarak adlandırılır.
Daha genç olan bu insanların bizzat kendileri de «sinir hastası» ya
da «gerontofili» oldukları söylenebilir. Her şeye karşın,
bu genel baskıcı tutumlar dışında, bu tür
ilişkiler her iki eş için de oldukça tatmin edici olabilir.
Tüm insanlara ya vaktinden önce ölme ya da
yaşlılığa kadar gelişme nasip olduğundan ve onların
hepsi yaşadıkları sürece sevgi ve muhabbete gereksinim
duyduğundan, yaşlılığa karşı cinsel fark
gözetme barbarca olup insancıl değildir. Böyle bir ayrım ya da
ageizm içinde bulunan bir kimsenin uygar olduğu söylenemez. Bereket
versin, tüm toplumlarda bu biçimde bir önyargı yoktur, hatta bizim
toplumumuzda daha iyiye doğru gidişin belirtileri görülmektedir.
Batılı olmayan toplumlarda genç erkek ve kadınlar, çoğu kez
gençlik ve dinçlikleriyle daha az meşgul oluyorlar ve bu yüzden daha
yaşlı bir cinsel eşin duygusal
kalıcılığı ve yaşantısına daha fazla
değer veriyorlar. Aynı zamanda onlar yaşın cinsel doyum
kapasitesine etki etmesinin gerekmediği olgusundan daha fazla haberdar
olabilirler.
Birleşik Amerika bir göçmenler ülkesi
olduğu ve büyük çeşitlilikler gösteren etnik grupları ve alt
kültürleri içerdiğinden, bu tür açık fikirli, akla uygun ve gerçekçi
cinsel tutumlar, ülkenin farklı bölgelerinde hâlâ görülebiliyor. Aynı
nedenle, daha yaşlılar arasında etkin bir seks
yaşamının himaye altına alındığı birçok
sosyo-kültürel semtler vardır. Bundan başka, yakın zamanlarda
seks araştırmacıları, yaşlılığın
cinsel ilgilerini yeniden keşfedip onayladılar ve bugün bu sorun
üzerine halkı eğitmeye çalışan profesyonellerin
sayısında da artış var. Onların çabaları daha çok
doktorlar, hemşireler, sağlık alanında çalışanlar
ve daha çok yaşlılarla ilgilenen hizmet sektöründe
çalışanlara yöneliyor, ancak onlar daha geniş bir alanda
seslerini duyurmaya çabalıyorlar. Ayrıca yeniden çevre
koşullarına alışmaya açık bir gereksinim duyuluyor.
Cinsel etkinlik, yaşlılıkta iyi bir
sağlık çabasına da büyük ölçüde yardım edebilir ve bu
nedenle teşvik edilmeye gereksinim duyar. Evlerde bakıcılar,
huzurevleri gibi, dinlenme köyleri ve yaşlı kimseler için oteller,
barındırdıkları yaşlıların cinsel
gereksinimlerini dikkate almalı ve onların doyuma
ulaşmalarına izin vermelidir. Gerçi, çok sık yapılan hormon
ve çeşitli bedensel tedaviler cinsel ilgileri canlı tutabilir.
Aynı zamanda, kuşkusuz her bireye yaklaşımda büyük bir
incelik ve basiret duygusu gereklidir. Yaşlı bir insanın cinsel
gereksinimlerini önemsememek doğru olmazken, ayrıca bu işlevini
yerine getirmek için herhangi bir baskı kullanmak ya da
yaşlılık için ortaya yeni bir cinsel başarı ölçüsü
koymak aynı şekilde yanlış olacaktır. Aslında,
herkes gibi, yaşlılar da cinsel eğitimlerini ve kendini en iyi
yargı ve yeteneğine göre yaşamak için onları muhafaza eder.
EŞCİNSELLER
ÜZERİNDE
Birçok insan, karşı cinsten
kişilerle ya arasıra ya da sık sık, bazı durumlarda da
yalnız kendi cinsinden olanlarla cinsel ilişki kurmaktan
hoşlanır. Oysa bizim özel kültürümüz bu tür davranışı
genel olarak kötü sayar ve şiddetlice cezalandırabilir. Sonuç olarak,
aynı cinse karşı erotik bir cazibe duyanlar (bunlar nüfusun
büyük bir oranını temsil ederler), kendilerini
sınırlanmış, engellenmiş, alıkoyulmuş, ihbar
edilmiş ve dava edilmiş, kısacası baskı altına
alınmış bulurlar.
Bu baskı şimdiden kendi dilimizle
başlayıverir, yani bu tür insanları «homoseksüel» diye
adlandırarak. Bu sözcüğün herhangi bir insan için
kullanılmasından ve günümüz kitaplarında yalnızca belli
özgün alanlarda o şekilde kullanılmasından büyük ölçüde
kuşku duyulabileceğini daha önce de belirtmiştik. (Aynı
zamanda «Homoseksüel İlişkilere Giriş» bakınız.)
Sorun, gerçek terimin çok temel biçimlere önyargıyla
yaklaşmasıdır. Eski ve Ortaçağda aynı -cinsiyetten
davranış için kullanılan terim her zaman duruma değil,
temasın bir biçimine yönelikti- (Kulamparalık, Yunan aşkı,
oğlancılık, vb.) Bu terimler, herhangi bir kimse tarafından
işlenilen hareketleri tanımlıyor ve kişinin özel bir
tipinin varlığını belirtmiyordu. Eş deyişle,
bazı kimseler kulampara, Yunan aşkı, oğlancı olarak
adlandırıldığı zaman, bazı yoldan
çıkmış özelliklere katlanan bir adam gibi değil, belli
şeyleri yapan bir adam gibi karakterize ediliyordu.
O, aynı cinste erotik bir çekicilik görmenin
belli küçük bir insan grubunun tipik, gizemli bir durumu olduğuna ve bu
insanların işte bu yüzden ayrı bir soydan geldiğine
inanıyordu. Onların durumuna ad koymaya çalışırke-ne,
rastgele yarı Yunanca, yarı Latince «bilimsel homosexualitaet terimini
buldu, sonra da geri kalan «normal» çoğunluğun durumu da
kendiliğinden, önceki sözcüğün karşıt-anlamlısı heterosexualitaet
terimiyle ifade edildi. Her iki sözcük de öteki dillere kolayca
uyarlandığından, kısa bir süre sonra tüm Avrupa'da
yaygınlaştı.
Bununla birlikte, bugün bu iki kategorinin
arkasındaki temel varsayımın hatalı olduğunu
anlıyoruz. Eşcinsel ve karşı cinsel tercihler bir ölçü
sorunudur ve karşılıklı olarak özel durumları yoktur.
«Eşcinsellik» yaradılıştan gelen bir duruma
dayanmamaktadır, ancak özel bir sosyal rol oynar. Ne var ki, tüm toplumlar
böyle bir rolü tanımazlar, hatta toplumumuzda aynı cinsiyetin
davranışını göstermek eşcinsellerle
sınırlanmış değildir. Başka bir deyişle, gerçek
yaşamda çok değişik bölünmeler vardır. Uç noktalar
arasında sayısız dereceler vardır ve bu uçlar içerisinde
birçok insana her iki cinsiyet de cazip gelir. «Eşcinsel» olarak
gösterilen bu etiket dışında çok az ortak yanları olabilir.
Nitekim, onlara başkaları tarafından yöneltilen oldukça
sapkın bir statü dışında, «eşcinselliği» belli
kişilerin nesnel bir karekteri değildir.
Sapkınlığın bu türünün yalnızca onu sorunsal olarak ele
alan kültürlerde olası olduğu açıktır.
Ne yazık ki, biz böyle bir kültürde yaşamaya
devam ediyor ve bir yandan da modası geçmiş Victoria döneminden kalma
tıbbi terimleri birlikte taşıyoruz. Aslında bazı
yazarlar onlara yeni bir anlam vermeye ya da onları modern, daha az
önyargısız bir biçimde kullanmaya çabalıyorlar, ancak
yanlış anlayış ısrarla etkisini gösteriyor. Bu gerçek
karşısında, aynı cinsel davranışların
toplumsal olarak benimsenmesini isteyen meslekten olmayan liberaller şimdi
sık sık «homo kişiler» ya da «homoluk»tan söz etmeyi tercih
ediyorlar. Oysa bu oldukça belirsiz bir ilerlemedir. Kuşkusuz «homo» (gay)
sözcüğü «renkli kişi», «neşeli» anlamlarına geldiği
ortaçağlara değin uzanan bir tarihe sahip olduğundan,
«homoseksüel» teriminden daha eskidir. Tarihsel kullanımı içinde bu
sözcük, 17. yüzyılın başında, ahlak bakımından
gevşek olanları belirtmek için ve 19. yüzyılda dişi
fahişeliğini karşılamak amacıyla
kullanılırdı. Bununla birlikte, sözcük Amerika'da başka bir
çağrışım yapıyordu. Bertrant Russel'in özyaşam
öyküsünde anlattığı gibi (1872-1914 yıllarında), 19.
yüzyıl sonları Philadelphia'da Ouakerler, ûuaker olmayanlar
tarafından yapılan herhangi bir anlamsız dinsel adeti
adlandırmak için «gay» (ibn, sefih) sözcüğünü kullandılar.
Sonraları bu «gay» sözcüğü tüm dinsel dogmaları kapsadı.
Bu nedenle, Tanrının duaları ve On
Emri onlar için «gay» oluyordu. Şimdiki yüzyıla değin «gay»
sözcüğü homoseksüelle eşanlamda kullanılmadı, ancak
başlangıçta bu kullanış «gay» alt kültürüyle
sınırlıydı. Daha geniş bir çevrede kullanımı
yakın zamanlarda oldu. Bununla birlikte, olabildiği kadar kısa
ve basit bir biçimde, terim hâlâ bu iki kamp «ibn» ve ibn olmayanlar
(şimdiki dürüstler olarak adlandırılıyor) arasında
yapay bir ayrım çiziyor. Böylece polarizasyona karşı eski
baskılar etkinliğini gösteriyor.
Gerçekte, yakın birkaç on yılda «ibn»
erkek ve kadınlar arasında bir polarizasyon olmaktadır. Modern
çağlara değin kadınların aynı cinsiyet
davranışları hiçbir zaman pek dinsel, resmi ya da tıbbi
dikkat çekmezdi ve «tri-badism» sözcüğü dışında bu tür
davranışlar için özel bir terim yoktu. Yunanca «tribein»den gelen bu
sözcük, kadınlar arasında karşılıklı bedensel
sürtünme ya da elle ilişkiyi (mastürbasyon) karşılamak için
kullanıldı. Sonraları 19. yüzyılda kadınlar arasında
ağız yoluyla ilişki (cunnilingus) iki özel terimle
tanımlandı: «Safizm» ve «lezbienizm». (Eski Yunanlı kadın
ozan Saphho ve onun yaşadığı Lesbos adasından).
Bununla birlikte, yavaş yavaş bu üç terimin de anlamları
genişledi ve kadınlar arasındaki tüm cinsel
davranışı ya «tribadizm» ya «safrizm» ya da «lezbien» olarak adlandırmak
bir alışkanlık haline geldi. Sonuç olarak kendi kültürümüzde,
Lezbien
sözcüğü öteki iki anlamın yerini
aldı ve bugün aynı zamanda «dişi homo-seksüel»lere bir ad vermek
anlamında kullanılır. Böylece «Lezbienler» genel homoseksüel
kategorisinin dişi alt grubu olarak, yani bir azınlık içinde
azınlık olarak ortaya çıkıverdiler. Antik Yunan'da ve
Roma'da Lezbienist ve Lez-biyen terimi gayet iyi bilinmekte, ancak özel olarak
penisin emilmesine yönelik kullanılmaktaydı (etkin ve edilgin
fellatio). Böylece, bu terimler daha çok erkeklere yöneltilmiş oldu.
Birkaç nedenle, modern anlambilimsel gelişme
kaçınılmaz ve hatta arzu edilir bir şeydi, ancak onları
tartışmadan önce, günümüzde kullanılan tüm terimlerin
modası geçmiş, dar kavramlar olduğunu ve bu nedenle esasen
baskı verici olduğunu bir kez daha anımsamamız gerekir.
Erkekler hakkında ayrı ve farklı bir grup olarak asıl
«homoseksüeller» diye konuşmak yanlışsa, kadınları da
ayrı ve farklı bir grup olarak lesbien diye adlandırmamız
aynı ölçüde yanlıştır. (Bereket versin, hiç kimse kendi
erkek akranlarını «Spartalılar» ya da «Atinalılar» diye
etiketlemeye girişmedi.) Ancak sosyal ayrımın belli
kurbanlarıyla özdeşleşmiş olan, herhangi bir etiket
doğru olabilir. Bir kere bu ayrım sona ermiş ve etiketler onunla
birlikte görünmez olacak.
Bu arada kuşkusuz «homoseksüel»
kadınların kendi özel sorunları var, çünkü cinsel sapkın
olmanın yanısıra, erkek hakim kültürü gözünde dişilerdir.
Eğer, genelde onların cinsel davranışına cezai yasa
tarafından daha hoşgörülü yaklaşılırsa, her şeye
karşın resmi tacizin başka biçimlerine bir bahane uydurulur.
Lesbienlik için sadece bir örneğin kanıt olarak gösterilmesi birçok
Amerikan mahkemesinde annenin kendi çocuklarının bakımından
kurtulması için yeterli temel sayılırdı. Evlerde,
işyerlerinde, askeri hizmetlere vs. onların tüm «homoseksüeller» gibi
aynı adaletsizliğe maruz kaldıklarını söylemeye bile
gerek yok. Bununla birlikte bu durumların hepsinde onların kötü
durumları dişi oldukları gerçeğiyle daha da
ağırlaştırılır. Kısacası, onlar çifte
bir ayrıma katlanır ve böylece bir çoğu cinsel özgürlük için
mücadelenin erkek olan «homo»lardan farklı olduğunu hisseder.
Batı dünyasının dinsel
inançları, resmi doktrinleri ve psikiyatri kuramlarının uzun
zamandır birçok zararsız cinsel sapkını, özellikle
homoseksüelleri nasıl kurbanlaştırdığını
başka bir bölümde açıklamıştık. (Bkz. «Uyumcu-luk ve
Sapkınlık») Bu kurbanlaştırmanın burada yeniden ayrıntılarına
inmek gerekmez. Günümüz ABD'sinde homoseksüellerin hâlâ çeşitli
baskılar altında bulunan azınlıkların en geniş
gruplarından biri olduğunu söylemek yeterli. Bir kişi için
kullanılan «homoseksüel» terimi doğru olmadığı,
yanlış anlamaya yol açtığı ve uygun
olmadığı için, homoseksüellerin işe yarar bir
sayısını çıkarmak mümkün değildir. Bununla birlikte,
Kinsey'in çalışmaları en dar ve çok muhafazakâr geleneksel
tanımlamalarda bile bizim nefretlerimize ve aynı cinsiyet
davranışının korkusuna katlanan milyonlarca Amerikalı
hakkında konuştuğumuzu gösterdi.
Yansız gözlemciler sık sık bu
korkuyu kültürümüzde bedensel aşkın yaygın, irrasyonel
korkusunun bir bildirgesi olarak, yani «erotobia»nın bir biçimi olarak
tanımladılar. Aslında, son zamanlarda bazı yazarlar
kısaca özellikle aynı cinsiyetten eşler arasındaki
irrasyonel aşk korkusunu ifade etmek için «homoerotophabia» ya da
«homophobia» terimini kullanıyor. Birçok insanın bu korkuyla zihninin
meşgul olduğundan kuşku duyulmaz. Tipik olarak, onlar herhangi
bir homoseksüeli tanımıyor, onlarla karşılaşmak,
onları görmek, onlar hakkında herhangi bir şey işitmek
istemiyorlar, aynı zamanda onların kontrol altına
alınmasını, uzaklaştırılmasını, kilit
altında tutulmasını ya da yok edilmesini istiyorlar. Eğer
onlar kendi ailelerinde bir homoseksüel bulursa, onu hemen kapı
dışarı atıyorlar. Bununla birlikte, onlar pek sık
olarak evde, okulda, işte ya da onları tanımaksızın
yıllarca homoseksüellerle birlikte yaşıyorlar. Pekâlâ böyle bir
durum olabilir, çünkü homophobia ilkönce tamamen gerçekdışı olan
klişeleşmiş ürkütücü bir düşman yaratır, sonra da onu
büyütür. Örneğin, bugün Amerika'da tipik erke-ke homoseksüelin efemine,
zayıf, artistik ve olgun olmadığına inanılır.
Bununla birlikte, gerçek durumda bu insan tipine homoseksüellere arasında
nadiren rastlanır. Çoğunluğu basit olarak ortalama, yani herkese
benzeyen ve onlar gibi davranan insanlardır ve onlar isterlerse
farkedilmeden kalabilirler, bir çoğu, aslında bu seçmeyi yapar. Onlar
ya kendi gizliliği içinde kalır ya da ince işlenmiş çifte
yaşama doğru yol alır. Sonuç olarak, hiçbir zaman yaygın
yanlış kavramlara meydan okumak için ortaya çıkamazlar.
Bununla birlikte, bu «dürüst» olanların sahte
tavır almaya ve ikiyüzlülüğe zorlanmasıyla ezilenler ile
ezenleri her ikisinin de kayba uğradığını
anlamamız gerekir. Öncekiler, yani baskı altına alınanlar
gizlenmek için harcadıkları büyük bir enerji sonucu harap,
endişeli olur, sonrakilerde aptalca fanteziler ve gereksiz
endişelerle usandırılır. Bu sırasıyla herkesi
boğucu, baskıcı ve cinsel sertliğe zorlar. Sorunun bu
biçiminde ifadesi, herkesin tanımlarıyla ahlaki ve
sağlıklı sayılamaz.
ÜNLÜ «EŞCİNSELLER»
Alfred Kinsey'in belirttiği
gibi bir kişiyi tanımlamak için «Eşcinsel» sözcüğünü
kullanmak sorunsaldır. Böyle bir etiket çoğu kez keyfi ve
abartılmış bir tutumu dile getirir. Bugün, özellikle ABD'de
birçok insan «Eşcinsellerin» ne olduğu ya da nasıl
davrandığı hakkında gerçekdışı
düşüncelere sahiptir. Bununla birlikte, tarih boyunca birtakım erkek
ve kadın (Çoğu oldukça ünlüdür), kendi cinsiyetlerinden olanlarda ya
arasıra ya da özel olarak bir cinsel çekicilik bulmuşlardır.
Bazıları bunu hayata geçirmişler ve yaptıklarından
gurur duymuşlar; bazıları bu duygularını
bastırıp oldukça mutsuz bir yaşam sürmüşlerdir.
Birçoğu da çağdaşları tarafından dava konusu
edilmiş ve böylece onların bu konumları trajik biçimde sona
ermiştir. Aşağıda görülen portreler, güçlü eşcinsel
eğilimlere sahip olmalarıyla bilinen tarihsel kişileri
gösteriyor. Açıktır ki, bu liste böyle eğilimlerin
insanları üstün kıldığını göstermek anlamına
gelmiyor.




Nitekim düşünceleriyle etkili olmuş
birçok gözlemci bu yüzden uzun zaman homoseksüellerin özgürleşimini
savundu. Gerçekte, bu arada bazı gayretli «homoseksüel» sivil haklar
örgütü ve grupları oluştu, bu amacı daha ileri götürmeye
çabalamak için. Ek olarak, gelişen bir homo basını, topluma ve
onun özel izleyicilerine, homoların gerçek yaşamı hakkında
bilgi veriyor. Ülkenin bazı kısımlarında homoseksüeller
kendilerine artık önem verilmediği durumlarda blok oy kullanarak,
belli bir politik güç geliştirdiler. Bunların ve başka
çabaların sonucu olarak, şimdiden bir hayli ilerleme
sağlandı. ABD'de dikkate değer bir sayıda eyalet
oğlancılık yasalarını kaldırdı, homoseksüellerin
Sivil Hizmetleri federal yetkililerince artık engellenmiyor ve bazı
yerel yönetimler evlerle, işyerlerinde, sigorta ve başka alanlarda
ayrıma karşı homoseksüelleri koruma altına alan sivil
haklarla ilgili kurallar kabul etmiş bulunuyor. Homoseksüellerin sivil
haklar mücadelesini önemli ölçüde destekleyen bir unsur Amerikan Psikiyatri
Derneğinin homoseksüelliği akli rahatsızlıklar listesinden
kaldıran 1973 tarihli kararı olmuştur. Bu karar yalnızca
yaygın homophobianın rasyonalizasyonunu önemli ölçüde
engellemiştir.
Gelecekte de homoseksüellere karşı tüm
ayırımların sona ermesi umu-labilir. Seks, ırk, dinsel
inanç, ulusal köken gibi cinsel yöneliminde herhangi bir kimsenin onu
reddetmemesi için eşit haklara sahip olduğu bir zemin
olmalıdır. Bu nedenle, homoseksüellerin sivil haklar mücadelesi,
öteki ezilen insanların mücadelesi gibi, başarılmak
zorundadır. Bununla birlikte, bu mücadele içinde bir homo
azınlığın daha açık olarak tanınması ve ayrı
bir sosyal grup olarak süreklilik kazanması talihsizlik olacaktır.
Sürekli bir cinsel ayrım, hatta tam eşitlik temelinde bile olsa,
kendi içinde baskıcı olacaktır, çünkü o yapay bölünme çizgileri
yaratır ve insanları hatalı alternatifleri seçmeye zorlar.
Homoseksüel olsun heteroseksüel olsun, her iki kesimin nihai özgürlüğü
yalnızca tüm etiketlerin ortadan kalkmasıyla ve herkesin
olabildiği her yerde kendi cinsel potansiyelini keşfetmesinin,
herkesin özgürlüğü içinde olmasıyla sağlanabilir.
KUSURLULAR VE SAKATLAR
ÜZERİNDE
Önceki iki bölümde gördüğümüz gibi, insanın
cinsel ve üretimsel işlevleri bedensel ve psikolojik olarak bozulabilir.
(Bkz. «Bazı Bedensel Sorunlar» ve «Cinsel Uyumsuzluklar»). Aynı
zamanda bu işlevlerin dolaylı olarak birtakım cinsel olmayan
yaralanmalar, düzensizlikler, yetersizlikler ve hastalıkları
etkileyebileceği açıktır. Gerçekte bunların zararı
cahillik ve olumsuz sosyal tutumlarla birleşmiş olabilir. Nitekim bir
kural olarak, bedensel ve akılsal bakımdan özürlü kişiler kendilerini
kendi özel cinsel sorunlarıyla karşı karşıya
bulabilirler.
Toplumumuzda özürlü ve yetersiz, yani bir uzvu
olmayan, belden aşağısı tutmayan, dört bir yanı
tutmayan ve beyin felcine uğrayan kişilere cinsel ilgilerini
birazcık güçlendirmek dışında, çok değerli tıbbi
yardımlar sağlanabilir. Tersine, koruma bahanesi altında,
onların aileleri, arkadaşları, doktorlar, hemşireler ve
öğretmenler artık onların cinsel bakımdan etkin
olmaları için herhangi bir fırsatı
olmadığını söylerler ve hatta onların açık bir
biçimde cesaretini kırarlar. Birçok insan basit olarak ciddi bedensel ve
akılsal özürü bulunanların zaten bu durumlarından dolayı
bir ödüllendirici unsur olarak seks yaşamı için herhangi bir umut
beslemelerinin engelleri bulunduğunu varsayarlar. Oysa bu varsayım
hatalıdır. Son derece ciddi durumlar dışında, cinsel bazı
biçimlerinin gerekli enerjinin ortaya koyulmasıyla gerçekleşmesinin
her zaman olası olduğu görülür. Bu basit gerçeğin geniş bir
biçimde bilinmemesi olgusu, yalnızca toplumumuzun duyusal
yoksulluğunu yansıtır.
Durum özellikle hastanelerde, bakımevlerinde
ya da benzer kurumlarda yaşayan özürlü ve yetersiz olanlar için zordur. Bu
tür yerlerde hastaların çoğunlukla çok az özel yaşamları ve
dışarıdan bir insanla buluşmak için çok az
fırsatları vardır. Oturma bölümleri cinsiyetlere göre
ayrılır çoğunlukla. Ek olarak, görevli sık sık
iffetlilik taslamanın yanı sıra, hoşgörüsüz davranır.
Gerçi, birçok doktor, hastalarının cinsel zevk alabileceklerini asla
bilmiyor ve böylece bunu tartışma konusu yapmayı da
düşünmüyorlar. Sonuçta erkekler ve kadınlar kendi bakımlarında
rehbersiz kalıyorlar ve birçok olası cinsel alternatifler de
keşfedilmemiş halde bırakılıyor. Bundan başka,
birçok hastane yönetimi kendi binalarında herhangi bir cinsel
etkinliğe izin verilemeyeceğini hissediyorlar. Çünkü bu onların
yasayla başlarını belaya sokacaktır ve ne
yazıktır ki bu durum haklı olabilir. Evlilikdışı
cinsel ilişkiden hoşlanmayan muhafazakâr personel ya da hastanın
akrabaları kuruma karşı dava açabilir. Sonuç olarak birçok hasta
cinsel birleşme gerçekleştiremediğinden, cinsel ilişkinin
başka biçimlerini uygular, ancak bunlar birçok eyalet ceza
yasalarında belirlendiği gibi doğaya karşı suç
işlemek ya da oğlancılıkla suçlanabilir. Bu da
hastalarının zorunlu cinsel deneyimlerine yardım etmekte
doktorların niçin isteksiz olabileceğinin başka bir nedenidir.
Tüm bu olup bitenlerin yalnızca uzun zamandır yatan hastaları
değil, aynı zamanda kısa dönemler için getirilmiş olanlar
için de geçerli olduğunu söylemek bile gereksiz. Birçok insan yalnızca
birkaç ay ya da birkaç hafta için hastaneye yatırılır ve bu süre
içinde cinsel ilişkiden gereksiz yere yoksun bırakılır. Her
hastalığın cinsel perhiz gerektirmeyeceği açıktır
ama, gerçekte hastaneler hastalarına onları ziyaretlerine gelen
eşleri ya da sevgilileriyle yakınlaşmalarına bir
fırsat tanımaz. Öte yandan, ciddi bir hastalık olduğu
takdirde, sevgililerin zaten ziyarete gelmelerine izin verilmez, çünkü onlar
resmen «aile üyeleri» olarak tanınmazlar. Böyle bir düzenleme özellikle
homoseksüel hastalar için oldukça duyarsız bir tutumdur.
Bereket versin, son yıllarda daha
insancıl ve bilgili yaklaşım belli bir temel kazanmaktadır.
Klinik seks araştırması önemli özürleri bulunan kişilerin
bile eğer cinsel bilinçlerini geliştirmek ve klasik örneklerden
kurtulmak isterlerse seksten hoşlanabileceklerini göstermiştir. Tabii
onların eşleri de birlikte çıkmaktan mutlu olurlar. Bu arada
özürlü kişilerin cinsel seçmelerini işlek tutabilmek için özel
açık kitap ve film gösterileri de sağlanabilir. Bu materyaller bir
hastanede gösterildiği zaman, bunlar yalnız hastaya ve hastanın
ailesine yardım etmekle kalmaz, aynı zamanda hastane personelini de
eğitir. Sonuç olarak bazı kurumlar, aslında,
politikalarını değiştirip şimdi hastalarının
cinsel doyum bulmak için ya öteki hastalarla ya da dışarıdan
gelen ziyaretçilerle çıkmasına izin veriyorlar.
Özellikle kurumlaşmamış
düşkünlerevine yerleştirilmemiş, aklen özürlü olanlar,
alışılmamış sorunlarla
karşılaşıyorlar. Bununla birlikte, ilke olarak,
yukarıda söylenilen her şey onlara da yöneltiliyor. Geçmişte
onlar, hiç cinsel ilgileri ve hakları yokmuş gibi düşünülür ve
bu anlayışla tedavi ediliyor-
du. Çocukken aklen kusurlu olan ya da normal
gelişimi gecikenlere seks eğitiminin herhangi bir türü üzerine
eğitim verilmezdi. Gençler ya da yetişkinler, olarak onlar, herhangi
bir cinsel meşguliyetten zoraki olarak engellendi ve hatta isteklerine
karşı sanki doğalmış gibi bir
kısırlaştırma uygulandı. Evlenmek isterlerse, yasa
buna izin vermeyecekti. Bununla birlikte, artık giderek böyle bir
duyarsızlığın adı bile anılmıyor. Tüm öteki
çocuklar gibi aklen özürlü çocuklar da gebelik, gebelikten korunma ve zührevi
hastalıkları öğrenme ihtiyacı duyuyorlar. Aynı zamanda
onlar sevgi muhabbete ve bu yüzden, kendi rızaları ve özel
dünyaları olduğu sürece cinsel etkinliğin herhangi bir türünü
seçme hakkına sahip olmaya gereksinim duyuyorlar. Bu kişilerin
zorunlu gizli dünyaları, aileleri ya da bulundukları kurumlarca
sağlanmalıdır. Öte yandan, aklen özürlü olanlar, cinsel
istismara karşı da korunmalıdır. Bu kişisel dikkat,
uygun kurumsal düzenlemeler ve duyarlı cezai yasalarla yapılabilir.
Kısırlaştırmanın istendiği yerlerde, bu
işlem onlara bilgi verilerek kendi rızalarıyla yerine
getirilmelidir. Aslında, bir politika sorunu olarak, her zaman en az
kısıtlı alternatifler yeğlenmelidir. Hiçbir kimseye zarar
vermedikleri sürece, tüm özürlü ve yetersiz kişiler yeteneklerine göre tam
cinsel işlerini yerine getirmek olanağına
kavuşmalıdır.
ÖZEL CİNSEL İLGİLERİ OLAN
KİŞİLER
İnsanın cinsel davranışı
içgüdüsel değil, çeşitli sosyal etkilerle biçimlendiğinden,
farklı insanlar farklı cinsel ilgiler geliştirir ve cinsel
bakımdan da farklı biçimlerde davranır. Bu olgu kendisinde sorun
yaratmaya gerek duymaz, ancak çoğu toplumlar cinsel davranış için
belli standartlar ve normlar yerleştirir ve eğer bu normlar sert ve
sınırlıysa, birtakım insanlar «cinsel sapkın» olarak
değerlendirilebilir. (Bkz. «Cinsel Davranışa Giriş» ve
«Uyumcu-luk ve Sapkınlık»)
Toplumumuzda cinsel normlar geleneksel olarak son
derece kısıtlı ve gerçekdışıdır, bu nedenle
çoğu insanlar cinsel sorunlarla ya da daha kesin olarak, cinsel ifadeleri
için gereksindiklerinden yayılan toplumsal sorunlarla uğraşmak
zorunda kalmaktadır. Kuşkusuz onların davranışı
sınırları belirlenmiş olan örneğe uymamakta ve böylece
onlar kendilerini zoraki bir sınırlama, engelleme, iftira ya da dava
edilme durumuyla karşı karşıya bulmaktadır.

«SEKS İLANLARI»
Avrupa'da olsun Amerika'da olsun,
son zamanlarda gazetelerde kişisel «seks ilanlarının
yayınlanmaya başladığı görülmektedir. Bunların
çoğu, özel cinsel ilgileri olan kişilere yönelik ve
bazıları az da olsa gizli erkek ve dişi fahişelerce teklif
ediliyor. (Yukandaki küpurlar böyle ilanlar içeren bir gazeteden
alınmıştır).
Kuşkusuz isteği dışında
bir cinsel olayla karşılaşanlara yönelik cinsel hareketleri
zorlaştıran bazı sosyal sınırlamaların
bulunması zorunludur. Cinsel saldırının tüm biçimleri ve
ırza geçme bu kategoriye girer. Bununla birlikte, cinsel davranışın
tarafların rızası ve kendi gizlilikleri içinde
yapıldığı durumlarda gerçekte, toplumsal müdahaleye gerek
yoktur ve doğru da değildir. Tersine, resmi olsun, psikiyatrik olsun,
herhangi bir müdahale, hangi niyetle hareket edildiği önemli değil,
bizzat kendinde baskıcıdır, yani müdahale tarafların
eylemlerini engellemeye yöneliktir. Bazı uyumsuz ya da ayrıksı
olanlar için bazı terapi biçimlerinin yararlı olabileceği
doğrudur, ancak bu zorla empoze edilmemelidir. Herhangi bir ilaçtan önce
onlardan cinsel perhiz yapmaları istenmemelidir. Başka hiç kimseye
zarar vermedikleri sürece, kendi değerlerine göre yaşama
haklarına sahiptirler. Hatta biz onların cinsel bakımdan sakat
olduklarını sezinlersek (ve bu sezinleme pekâlâ yanlış
olabilir) onların desteğini alıp götürme hakkına sahip
değiliz. Aslında, ilk önce, olumsuz seks doktrinleri, duygusal ihmal
ya da yaşama koşullarının yozlaşması gibi
sakatlıklar yaratıp sonra onları hâlâ
gerçekleştirebilecekleri cinsel doyumlarını reddederek bir kez
daha cezalandırmak toplum için çifte adaletsizlik olacaktır.
Bir şeyden kuşku duyulamaz:
Toplumumuzdaki birçok insan, herhangi bir hata yapmadan kendilerini bizim resmi
normlarımızdan öteye götüren cinsel ilgiler geliştirdiler.
Geçmişte, bu tür kişiler günahkâr ya da yoldan çıkmış
olarak adlandırılırdı ve bugün onlar çoğu kez
«sapık» ya da «cinsel psikopat» olarak değerlendiriliyor, ancak bu
etikete bakmaksızın, onlar bir kural olarak, cinsel işleri
yerine getirme haklarından yoksun kaldı, üstelik başka bir
kimsenin hakkına bile karışmadan. Örneğin,
bazıları, cinsel ilişki sırasında incitmek ya da
utandırmaktan hoşlandı, bazıları eşlerine hakim
olmak, sidik ya da dışkıyla oynamak «kötü» konuşmak, ya da
insanları mastürbasyon yaparkan seyretmekten hoşlandı.
Bazıları da karşı cinsin elbiselerini giymekten, cinsel
bakımdan iç çamaşırlarına tutkun olmaktan, bir bebek, bir
motosiklet ya da başka cansız bir nesneden hoşlandı.
Örnekler sonsuzdur ve tüm bunları açıp dökmeye gerek yoktur. Temel
nokta, bu kişilerin hepsinin oldukça özel cinsel ilgilerinin toplumlarından
az bir destek aldığı uygun eşler bulmakta zorluk çektikleri
ve çok sık doyumsuz kaldıklarıdır. Onların çoğu
evlilik için uygun değildir ve bu nedenle korkunç bir boşluk içinde
yalnız başlarına yaşarlar. Aynı zamanda başkalarına
açamadıkları arzuları karşısında
sıkıntı duyar ve kendilerini suçlu hissederler.
Kısacası, onlar yasalarla doğrudan karşı
karşıya gelmeseler bile, yaşamları muhtemelen çok mutsuz
biçimdedir.
Ancak, daha hoşgörülü bir toplumsal tutumla
bunların hiçbiri gerekli olmayacaktır. Aslında isteyen
eşler için, insanlara açık olarak bir şans tanınırsa
bu durumda, son derece alışılmamış cinsel
nazların tatmin edici olabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bazı durumlarda, bu tür eşlere onların hizmetleri için bir ödeme
yapılması gerekebilir ancak, (tümüyle acı veren ve
yıkıcı arzular dışında), zevk veren şeyde
eksiklik olmamalıdır. Dahası, toplumumuz uygun tutum alarak bir
destek verebilir. Örneğin, 1964'te İsveçli hekim Lars Ullerstam, tüm
erotik azınlıklar için temas büroları kurulmasına izin
veren resmi reformlar yapılmasını önermiştir. Ullerstam,
aynı zamanda gazetelerde özel kişisel seks reklamları
önermiş ve cinsel eksantriklerin ortaya koyduğu sosyal kulüpleri
uygun görmüştür. Belli sinemalar özel seyircilerine «seks filmi» göstermeyi
üstlenebilir ve özel isteklere hizmet veren genelevler inşa edilebilirdi.
Gerçekte, Ullerstam, komşularından, hastanelerden ve
bakımevlerinden ayrılmış, banliyoları dolaşacak
seyyar bir genelev kurulmasını da talep etti. Bu genelevlerin
personelleri «erotik Sama-ritanlar-erotik gönüllüler» olarak
adlandırılmalı ve büyük bir saygı görmeliydiler.
Bu önerilerin gündeme geldiği sıralarda
kamuoyunda önemsiz bir destek bulabildiğini söylemek bile gereksiz.
Bununla birlikte, bu arada, önerilerin bazıları sessizce birçok
Batı ülkesinde kabul edildi. Bazı Avrupa ülkeleri, pornografik
filmler, kitaplar ve dergilerin yanı sıra, hem erkek hem de
kadın fahişeliğini yasallaştırdı. Hatta ABD'nin
birçok kentinde sakatlar için «yetişkin» tiyatroları, «röntgencilik
gösterileri», kitabevleri ve «oyuncakçılar var. Ayrıca artan
sayıda gazete ve periyodikler kişisel seks ilanları
basıyorlar. Özel «banyoevleri» homoseksüellere, hatta yakın
zamanlarda heteroseksü-el müşterilerine cinsel fırsatlar sunuyor.
Belli «masaj salonları» yorgun ve yalnız olanlara cinsel rahatlık
veriyor ve «seks klinikleri» cinsel uygunsuzlukları tedavi etmek için
«cinsel vekillere» iş veriyor. Özel kulüpler «eşini paylaşanlar
için partiler» ya da çılgınca cinsel törenler, cinsel hafta sonu
kaçamakları, kamping turları, ya da vapur seyahatleri düzenliyorlar.
Sonuç olarak, özel cinsel eğlencelerin yapıldığı
oteller ve gidilecek yerler var.
Bu gelişmelerin yalnızca milyonlarca
ortalama insana değil, aynı zamanda cinsel azınlık
gruplarına da yardım ettiğine hiç kuşku yok.
Uygarlığımızın herhangi bir biçimde
bozulmasını göstermekten uzak, onlar, tersine, daha
aydınlanmış ve insancıl olduğunu gösteriyor. Yeni
kuruluşların bazıları bir zevksizlik ve istismar
havası veriyorsa, bu da çoğunlukla onları yeraltına
vicdansız reklamcıların kollarına ya da örgütlenmiş
suça zorlayan bizim modası geçmiş yasalarımızın
kusurudur. Avrupa'da oldukça güzel ve düzenli organize edilmiş seks
mağazaları, porno tiyatrolar ve seks kulüpleri saygın insanlar
tarafından işletiliyor ve onlar en iyi iş merkezlerinde
modaevlerinin ya da önemli mücevhercilerin yanıbaşlarında
bulunabiliyor. Fahişeler iyi çevrelerde muhabbet tellalı
olmaksızın çalışabilir. Özetle, seksi «kirli» işlerde
tutacak zorlayıcı bir şey yok artık. Açıktır ki,
eğer herkes isterse, aynı ilerlemeler Amerika'da da
gerçekleştirilebilir.
AKIL HASTANELERİNDEKİ
KİŞİLER ÜZERİNDE
ABD'de bugün her yıl eyalet ya da federal
hapishanelere gönderilenlerden üç kat daha fazla insan akıl hastanelerine
teslim edilmektedir. Bu tür teslim ve teslim için gereken uygulamanın zemini
eyaletten eyalete değişir, ancak akıl hastanelerinin irade
dışı hastaları arasında, kişi yalnızca
akıl hastası olarak bilinenleri değil, aynı zamanda «aklen
kusurlular, saralı, alkolik, ilaç müptelâları, çeşitli
sapkınlar ya da sosyal uyumsuzlarda bulabilir. Gerçekte, «akıl
hastanesi» terimi harfi harfine dikkate alınmalıdır. Gerçek
durumda burası çoğu kez çok amaçlı bir kurum olarak işler:
bir hastane, bir hapishane, bir yoksulevi ve bir yaşlılar evi.
Bu durum, akıl hastanelerinin tarihini
bilenlerce daha kolay anlaşılır. Modern çağlara değin,
Batı toplumu deli, serseri, parasızlar arasında bir ayrım
yapmıyor ve bunların hepsi de aynı tedaviyle karşı
karşıya kalıyordu. Yüzyıllardır, bu kişiler idam
edildi, bir yerleri sakat bırakıldı, sürgüne gönderildi ya da
kölelik altında tutuldu, çoğunlukla da hapse atıldı.
Böylece, ilk önce farklı sınıflardan mahkûmları biraraya
toplamak için «düzeltme evleri» inşa edildi. ABD'de ilk kez böyle bir
kurum 1727'de Connecticut'ta açıldı. Biraz önce belirtildiği
gibi bu kurumlar her türden insanı barındıran bir yapıya
sahipti... Sonraları şifa yurtları ve akıl hastaneleri
kurulduğu zaman, yoksul olanları ayrı bölümlere koymaya
başlandı, ancak diğer tüm uygun olmayanlar yöneticinin
iddiasına göre akıl hastası oldukları biçimdeki işleme
tabi tutulabilirlerdi. İşin doğrusu, bazen hiç delilik belirtisi
istenmiyordu. 19. yüzyılda lllinois'deki bir örneğe göre, evli
kadınların itaatsizlik gösterdiği durumlarda onlar
kocalarının saçma arzularına göre işlem görebilirlerdi. Bu
denli kaba kötüye kullanmalar sonuç olarak daha ikna edici teslim
yasalarının yürürlüğe girmesine yol açtı, ancak 1930'lar ve
1940'larda birtakım eyalet yasalarının psikopatların,
özellikle, cinsel psikopatların isteği dışında teslim
edilmelerine izin vermesinden sonra, görevlilerin keyfi tutumlar içine
girdikleri görüldü. 18. yüzyılın «zevk ve şehvet düşkünü
kimseleri» gibi, bu psikopatlar tek psikiyatrik teşhis yapılmayan
çeşitli zararlı ve zararsız cinsel sapkınların
oluşturduğu karışık grup olarak kötü bir biçimde
tanımlanırlar. Aslında, onların çoğu tıbbi
anlamda hasta olarak değerlendirilemezler. Onların hastaneye
yatırılıp tedavi edilmesi onları bazı yerlerde kilit
altında tutmanın bir özüründen başka bir şey değildir.
Çünkü onlar suçlular gibi tedavi edilseydi, ya hiç mahkûm edilemez ya da
nispeten kısa bir süre için cezalandırılırdı.
(Aynı zamanda «Günümüz ABD'sinde Seks Yasaları»na bakınız.)
Bir akıl hastanesi teslim, cezai değil,
bir sivil uygulamadır ve bu nedenle yaygın cezai durumlarda gereken
koruma işlemlerine bu durumda ihtiyaç duyulmaz. Aslında tüm insanlar
yalnızca «kendi iyilikleri için» teslim edilir; onlar
cezalandırılmaz, tedavi edilirler. Sonuç olarak, onların bu
konularda haklarını aramak son derece zordur ve gerçekte, onlar
haklarının tümünü hastane görevlilerinin karşısında
yitiriverirler. Onlar yalnızca bu görevliler «tedavi»de ya da «emniyet»te
olmalarını açıkladığı zaman serbest
kalırlar. Dahası, hastanedeyken, elektroşoktan psikocerrahiye ve
«kimyasal hadım»a kadar çeşitli gaddarca «terapilere» maruz
kalabilirler. Bu özellikle sosyal bakımdan zararsız cinsel
eksantrikler ve başka şiddet göstermeyen «psikopatlar» olduğu
takdirde tedirgin edici oluyor.
Cinsel haklara gelince, hastanelere
yerleştirilmiş tüm akıl hastaları eşittir
kuşkusuz: Onlar hiçbir cinsel hakka sahip değildir. Nitekim,
yalnızca cinsel sapkınlar değil, aynı zamanda normal hasta
ya da mahkûmlar da kendilerini engellenmiş bulurlar. Tıpkı
alışılagelmiş hastanelerde, bakımevlerinde ve bu tür yerlerde
olduğu gibi cinsel ilişki için ne bir gizlilik ne de fırsat
tanınmaz. Yaşlılar için söylenilenlerin çoğu, bu nedenle,
aynı zamanda özürlüler ve yetersiz olanlar için de geçerlidir. İlke
olarak, bu tür cinsel mahrumiyetlerin tümü için hiç geçerii bir neden yok.
Tersine, hastaların daha sağlıklı olması ve
onların dış dünyaya yeniden alışmasına
yardım için cinsel işlerin pekâlâ çok yardımı olabilirdi.
Örneğin, kendilerini ziyarete gelen eşleri ya da sevgilileriyle
cinsel ilişkilerine devam ederlerse, bu olanağın onların
çoğu için yararlı olacağından emin olunabilir. Hatta
gebelikten kaçınılabildi-ği ölçüde, kurumun içinde bile cinsel
ilişki gerçekleştirilebilir. Kuşkusuz homoseksüel hastalar da
perhiz yapıp bekleyecek değiller, istekli eş bulurlarsa. (Hastalar
ve personel arasındaki seksin gizli olarak kalması gerekeceğini
söylemeye gerek yok. Çünkü, sonrakiler öncekiler üzerinde tam hakim bir
pozisyon kurmaktan hoşlanırlar. Bu da kolayca cinsel istismara
götürebilir.) Bununla birlikte, bu tür kurumlarda, başta kurumların
psikiyatristleri, insanın çeşitli cinsel istekleri konusunda daha
hoşgörülü olur ve aklen hasta gibi her sapkına etiket vurmayı
durdururlarsa anlamlı reformların başarılabileceği
açıktır. Bu da halen uygulanan çoğu gereksiz «terapileri»
ortadan kaldıracak ve gerçekte ilk önce çoğunlukla herhangi bir zorla
teslimi önleyecektir.
TUTUKLULAR ÜZERİNDE
Bir kural olarak Amerika cezaevlerinde mahkûmlar
herhangi bir hetero-seksüel etkinlikten yoksun bırakılırlar.
Genelde de, bu tutum mahkûmların cezalarının bir parçası
olarak değerlendirilir ve şimdiye dek reformlar için de önemsiz bir
çaba gösterilmiştir. Sonuç olarak cezaevlerinde görülen tek tip cinsel
davranış, mastürbasyon ve homoseksüel ilişkilerdir. Bu, hem
erkek hem de kadın mahkûmlar için bir gerçektir.
Bazı durumlarda, kişi en azından
hapishanelerde homoseksüellerin cinsel bakımdan tatmin
olduklarını sanabilir, ancak gerçekte durum bu değildir.
Aslında mahkûmlar arasında, nüfusun diğer kesimlerinde olduğu
gibi heteroseksüeller çoğunluktadır ve onların cinsel
bakımdan engellenmeleri de sınırsızdır. Birçoğu
bu engellenimlerini daha genç mahkûmlara ya da zayıf mahkûmlara
saldırarak yansıtır, yani homoseksüel tecavüz ve kötü, yıkıcı
homoseksüel temasın başka biçimlerini uygulayarak. Böylece,
hapishanelerdeki yaygın homoseksüel etkinlik, gerçek doyumu
sağlamaktan uzak, esas olarak olumsuz ve baskıcıdır.
Çoğunlukla şiddete dayanır ve aslında çoğu kez
kurbanlarından nefret eder ve onları hor görür. Böylece, paradoks
olarak, toplumumuzun tipik bir özelliği olan homofobiyi kuwetlendirir.
Kısacası, yönelimlerine bakılmaksızın, çoğu
mahkûmlar içerdeyken seks yaşamında kendine yabancılaşmaya
ve çürümeye doğru gider ve bu, onların özgürlüğe
kavuşmasından sonra da kesinlikle bir iz bırakır. Bundan
başka, birçok durumlarda, cinsellikten yoksun kalanlar yalnızca
mahkûmlar değil, aynı zamanda onların eşleri ve
sevgilileridir de. Karılar ve kocalar, mahkûm eşlerinin hapisten
kurtulmalarını beklerken evliliklerinin
dokunulmazlıklarını korumakta büyük zorluklar çekerler. Bununla
birlikte, hapisten çıkan tüm mahkûmlar, önceki cinsel eşlerine uyum
gösteremeyebilir ve böylece onların evlilikleri ya da aşk
ilişkileri bozulabilir.
Bütün bunlar cinsel mahrumiyet ve mahkûmların
vafışileştirilmesi sonucunun iyi biçimde toplumun ilgisini
çekemeyebileceğini ortaya koymuş görünüyor. Gerçekte, bu arada
Meksika ve Kanada gibi bazı ülkeler, mahkûmların «karı-koca
ziyaretleri» ya da «tatil çıkışları»na müsaade ederek
onların cinsel bakımdan birazcık olsun rahatlamasını
sağlamaya çabaladılar. Bu tür programlar Avrupa'da ve ABD'nin birkaç
eyaletinde de (Missis-sippi ve California) denendi. «Karı-koca
ziyaretleri» programı altında, mahkûmlar nispi bir gizlilikte
karıları tarafından geceyarısı ziyaret edilebilir;
tatil çıkışları ya da gece çıkışları
hapishaneye döndükten sonra topluluk içinde cinsel ilgilerini, kovalayabilen
seçilmiş mahkûmlara tanınabilir. Bu reformlar yalnızca
evlilikleri korumakla kalmaz, aynı zamanda cinsel gerilimi ve mahkûmlar
arasındaki homoseksüel hücumları azaltmaya yardım eder.
Bununla birlikte, bu reformlar hapishane nüfusunun
yalnızca belli bir kesimini ilgilendirdiğinden, geri kalan
çoğunluğun da böyle bir beklenti içinde olabileceğini
düşünmek hiç de zor değildir. Sıla izinleri belirlemelerle
istisnaidir ve «aile ziyaretleri» doğal olarak evlenmemiş
olanları ve homoseksüelleri dışlar. Aynı zamanda aile
ziyaret programlarının kadın mahkûmlara hiçbir zaman
uygulanmadığının da belirtilmesi gerekir. Eldeki olgulara
göre varolan, cinsel rahatlama programları bu nedenle yetersizdir.
İşin en iyi yanı, bu programların doğru yönde
atılmış ilk adım olmasıdır. Mahkûm olanlar
üzerindeki genel cinsel baskı yalnızca bizim tüm ceza sistemimizin
kapsamlı bir reformuyla ortadan kaldırılabilir.